Ahlakı Oluşturan Temel Unsurlar
Ahlak felsefesi, yüzyıllardır düşünürleri ve akademisyenleri
büyüleyen, insan davranışlarının, etiğin ve ahlakın doğasına dair temel
sorulara yanıt arayan bir çalışma alanıdır. Ahlakın tanımı, davranışlar ve
olaylar karşısında iyi ya da kötü, doğru ya da yanlış olarak verilen
tepkilerdir (Kertzer ve diğerleri, 2014). Bu yazida ahlak uzerinde yapilan
tartışmalara degil ahlaki oluşturan temel unsurlara değineceğiz. Ahlaki
değerlerimiz kozmolojik, genetik, anayasal, beslenme ve sosyal unsurlar gibi
çeşitli faktörlerden etkilenir.
Makalemizde, ahlaki değerlerimizi şekillendiren anahtar
faktörleri inceleyeceğiz. Şimdi her bir faktöre derinlemesine bakalım ve
duyarlılığımızı yaratan temel etkenleri görelim.
1. Kozmolojik Faktörler:
Dünyanın aynı bölgesinde yaşayan insanların benzer davranışlar sergilediğini ve
bunun uzun vadede ahlaka yol açtığını gözlemliyoruz. İnsan vücut sıvılarının
baskınlığına yol acan temel kozmolojik faktör güneştir. Bu sıvılar kan, balgam,
sarı safra ve kara safra olarak sıralanır. Doğu dünyası, güneşin yüksek alev
etkisiyle sarı safranın baskın olduğu ve rasyonel ahlakın geliştiği bir
bölgedir. Dünyanın orta iklimi, güneşin ılımlı etkisiyle diğer sıvıları eşit
şekilde kurutarak kanı baskın hale getirdiği bir bölgedir ve bu da daha agresif
ve yüksek tutkulu ahlak anlayışına yol açar. Batı dünyası, güneşin düşük alev
etkisi altında olup, balgamın baskın olduğu ve pragmatik ahlakın geliştiği bir
bölgedir. Dünyanın Afrika bölgesinde ise kara safranın baskınlığı, onların
ahlaki değerlerini şekillendirir.
2. Genetik Faktörler:
Genetik faktörler, ahlaki duyarlılıklarımızı şekillendirmede önemli bir rol
oynar, çünkü sadece bilişsel yeteneklerimizi değil, aynı zamanda duygusal
tepkilerimizi ve sosyal davranışlarımızı da etkiler. Bu da ahlakın, biyolojik
yapımız ve evrimsel tarihimizde derinlemesine kök salmış olabileceğini
gösterir. Aile üyeleri genellikle benzer ahlaki yargılar ve tepkiler sergiler
ve bu, nesiller boyunca aktarılır.
3. Yasalar:
Devletlerin koyduğu yasalar, insanların cesaretine etki eder, çünkü bu yasalar
insan doğasına uygun değilse onların dayanıklılığını yok eder. Ancak, insan
doğasına uygun yasalar, insanları cesaretlendirir; devletlerin yasaları
insanları zayıflatır ve cesaretlerini kırar. Göçebe halklar ise aynı yasalara
tabi olsalar bile, devlet kurallarından uzak oldukları için cesaretlerini bu
kadar kaybetmezler (İbn Haldun). Bugünkü toplumlarda, devletlerin insan
doğasına aykırı yasalarına tabi olan toplumların cesaretlerini kaybettiğini
görüyoruz. Batı dünyasında ve gelişmiş Asya toplumlarında, yasaların insanların
cesaretini azalttığını görüyoruz. Türkiye ve Orta Asya'daki toplumlara
baktığımızda, insanların batı toplumları kadar cesaretlerini kaybetmediklerini
görebiliriz. Afrika da aynı şekilde değerlendirilebilir. Bunun nedeni, bu
hükümetlerin yasalarının aslında halkı üzerinde çok baskın olmamasıdır. Bu
yüzden, özellikle Türkiye ve orta asyada insanlar yasaya tabi olmalarına rağmen
cesur kalıyorlar. Ülkemizde, ahlak yasalar kadar etkilidir ve hatta polisin bir
ceza davasında taraflar arasında arabuluculuk yapabileceği bile bilinmektedir.
Güney Kore başka bir örnek olarak verilebilir. Güney Kore'de, yasalar son
derece katı olsa da, polis olayları önce ahlaki kriterlerle göz önüne alinarak
ve taraflardan birinin vicdani standartlar dahilinde haklarının ihlal edilip
edilmediğine bakıldıktan sonar dosyayı savcılığa yönlendirir. Aynı vicdani
yaklaşım insan haklarına da uygulanır. İlişkilerin her seviyesinde insanların
ahlakında bulunur. Bu ahlaki yaklaşımın insanları cesaretlendirdiğini ve
toplumda saldırganlık yaratmadığını gözlemleyebiliriz. Güney Kore'yi bu şekilde
değerlendirdikten sonra Japonya'dan da bahsedelim. Japonya'da delil bazlı
değerlendirme yapıldığı için insanlar cesaretlerini kaybeder çünkü bu, insan
doğasına aykırıdır. Bu cesaret kaybı onları huzursuz eder, kendini koruma
içgüdülerini harekete geçirir ve dışarıdan gelenlere karşı savunmacı hale
gelirler. Bu perspektiften bakıldığında, yasaların ahlak üzerindeki etkisini anlıyoruz.
Amerika ve bazı batı toplumlarında da yasaların insanlarin ahlakına etki ederek
onların vicdan yoksunu ve materyalist ahlaka yönelttiğini gozlemliyoruz.
4. Sosyal Faktörler:
Sosyal faktörler ahlakta kritik bir rol oynar. Sokaklardaki korna seslerinden
işyerindeki sosyal etkileşimlere kadar, maruz kaldığımız çevre, ahlaki
pusulamızı şekillendirebilir. Sokakta çalınan kornalar, bir kişinin hangi
davranışların tolere edilebilir olduğunu algılamasını etkiler. Bireyler, korna
sesine ve onunla ilişkili agresif davranışlara alıştıkça, sabır ve sosyal
normlara uyum gibi ahlaki değerlere uyum sağlar, bu da paylaşılan alanlarda
ahlaki sorumluluk ve diğerlerine saygı duyma duygusunun kademeli olarak değişmesini
yol açar. Benzer şekilde, sosyal etkileşimler ahlaki gelişim üzerinde önemli
etkiler yaratır. Araştırmalar, etrafımızdaki insanların ve karşılaştığımız
çeşitli kültürel anlatıların, etik kararlarımızı ve ahlaki davranışlarımızı
önemli ölçüde etkilediğini gösterir; bu da toplumlar içinde ahlaki çerçevelerin
gelişiminde sosyalizasyonun önemini vurgular (Purzycki ve diğerleri, 2018).
5. Gıda Tercihleri:
Yaptığımız yiyecek tercihleri yalnızca fiziksel sağlığımızı değil, aynı zamanda
ahlaki değerlerimizi ve ruhsal durumumuzu da etkileyebilir. İbrahimi dinlerden
örnekler alırsak, yiyeceğin, toplumlar içinde ahlaki ve kültürel uygulamaları
şekillendirmede önemli bir rol oynadığını vurgular. Dini metinlerdeki
hikayeler, Adem ile Havva'nın yiyecek tercihleri nedeniyle cennetten kovulması
gibi insanın durumu ve ruhsallığı üzerindeki derin etkisini gösterir. Ve
İsrailoğullarına verilen manna, yiyeceklerin insan ruhsallığı üzerindeki derin
etkisini gösterir. Ayrıca, İsa'ya hamile olan Meryem'e Allah tarafından verilen
kutsal yiyecek, İsa'nın doğmasına vesile olmuştur. Ayrıca, İbn Haldun'un
"Mukaddime" adlı eserinde, belirli yiyeceklerin zihinsel yetenekleri
artırabileceği ve kültürel değerleri aktarabileceği fikrini vurgular. Yiyecek
tercihlerimizde; deve eti tüketenlerin devenin sahip olduğu sabır ve sindirim
kabiliyetlerinin deve eti tüketenlere de aktarıldığını gösterir. Burada
görebildiğimiz üzere gida tercihlerimiz ahlakımızin oluşmasına etki etmektedir.
Sonuç olarak, ahlaki değerlerin oluşumu, kozmolojik ve
genetikten sosyal, yasal ve gida tercihlerine kadar uzanan çeşitli faktörlerin
etkisi altında karmaşık bir süreçtir. Hem doğal hem de toplumsal çevre, ahlaki
pusulamızı şekillendirmede kritik bir rol oynar ve bu da farklı bölgeler ve
kültürler arasındaki farklı ahlaki duyarlılıkları ortaya koyar. Genetik miras,
ahlaki yargılarımız üzerinde derin bir etkiye sahiptir ve nesiller boyunca
değerlerin aktarılmasına yol açar. Ayrıca, hükümetler tarafından dayatılan
yasalar, insan doğasıyla ne kadar iyi uyumlu olduklarına bağlı olarak ahlaki
cesareti zayıflatabilir veya güçlendirebilir. Günlük etkileşimler ve kültürel
normlar gibi sosyal faktörler, ahlak anlayışımızı daha da rafine eder. Gida
tercihlerinin etkisi de düşünüldüğünde ahlaki gelişimin çok yönlü bir doğası
olduğu görülebilir. Bu çeşitli etkileri anlamak, farklı toplumlar arasında
insan davranışını yorumlamada değerli bir içgörü sunar.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder